O Fortuna; “meyhanede olduk mu, aldırmayız altımızdaki toprağa!”

Müziği Alman besteci Carl Orff’a ait olan “Beuern Şiirleri / Şarkıları” olarak da bilinen Orta Çağ derlemesi Carmina Burana, dünya prömiyerini 8 Haziran 1937 tarihinde Oper Frankfurt’ta yaptı.

Orff’un Trionfi üçlemesinin ilk eseri olan Carmina Burana sahne kantatının ilk ve son bölümlerini oluşturan Fortuna Imperatrix Mundi’de yer alan O Fortuna popüler kültürün en tanınmış kompozisyonlarından biri olarak bilinir.

1803 yılında Bavyera’daki Benediktbeuern Manastırı’nda keşfedilen anonim metinler, bir bütün olarak Alman filolog Johann Andreas Schmeller tarafından 1847 yılında ilk kez yayımlandı. Yapılan araştırmalar neticesinde bu şiirlerin ilkel bir müzik notasyonu ile şarkı biçiminde söylenmesi amaçlanarak kaleme alındığı fark edildi.

Yeryüzü kötülüklerinden, geleneklerin yitişinden, kilisenin ters tutumundan, doğa ile aşktan bahseden ve ağırlıkla Latince’den oluşan eserin ikinci el kataloğu, “şans eseri” bir antikacıda bestecisi Carl Orff’un eline geçti.


Carl Orff

Carl Orff: Benim külliyatım Carmina Burana ile başlıyor

“Bu karşılaşma talihin yüzüme güldüğü andır” diyen Orff, hem dinleti hem de dansla şarkının bir araya gelebileceği bir performans olarak sunulabileceği nadide bir parça besteledi. Performansı nasıl isimlendireceği konusunda zorluk yaşan Orff, en yakın biçimlerden biri olan ‘sahne kantatı’nda karar kıldı.

11’inci, 12’nci ve 13’üncü yüzyıldan kalma bu metnin dili oldukça ağırdı ve Orff’un karşısına bir başka zorluk daha çıktı. Besteci, bestelemek istediği bölümleri seçip sıralamak için Latin-Yunan dillerine hâkim, genç hukuk öğrencisi Michel Hofmann’dan yardım alarak eserin librettosunu oluşturdu.

Prömiyerinden sonra çok beğenilen Carmina Burana için Orff, yayımcı şirketi Schott Music’e “Şu ana kadar sizin tarafınızdan basılmış olan bütün eserlerimi yok edin. Çünkü benim külliyatım Carmina Burana ile başlıyor” dedi.

Carl Orff adını bütün dünyaya duyuran eser, beğenilerin yanında ağır eleştiriler de aldı. Latin dilinin anlaşılmadığı ve “caz atmosferi” olduğu konusunda sürekli tenkit edildi ama bu eleştiriler Carmina Burana’nın dünyanın en önemli bestelerinden biri olmasının önüne geçemedi.


Soprano Nazlı Deniz Süren (beyaz elbiseli)

Eser seslendirenler için büyük imtihan

Solo aryaların bazıları oldukça zordur. Tenorun seslendirdiği “Olim lacus colueram” baştan sona falsetto olarak, bariton aryalarının bazıları ve “Dulcissime” adlı soprana aryası eşine az rastlanır şekilde tizlerden oluşur.

Müzikal gerilimi daha da belirginleştirmek isteyen Orff, koloratur soprano yerine lirik soprano için parçayı bestelemiştir.

“Peki nerede benim ilk aşkım?”

Eser, Romalıların en çok korktuğu kader tanrıçası Fortuna’ya saygıyla başlar. Fortuna Imperatrix Mundi bölümünde elindeki çarkla insanların yaşamını yöneten Fortuna’nın açtığı yaralardan, çarkını çevirdikçe insanların düşüp kalkmalarından yakınılır.

Devamında gelen Prima vere bölümünde ilkbaharın gelişi kutlanır. Bu başlık altında üç farklı bölümde; ilk bahara övgü, sevgi olmasa ilkbaharın buruk geçeceğinden bahsederken sahne üzerindeki herkesi çocuksu bir neşeye davet eder.

Uf dem anger bölümü Orta Çağ’a özgü kaba bir dans müziğiyle başlar. Tümüyle enstrümantal olan başlığın ilk parçası Tanz‘da kızlar, gençlik yıllarındaki aşkların nerede olduğunu sorarlar. Kızlar, satıcıdan aldıkları allıkla genç erkeklerin peşlerini bırakmayacaklarını düşünürler.

In Taberna başlıklı bölümde ise yalnızca erkekler yer alır. Meyhanede geçen bu bölümde kaba ve müstehcen şarkılar söylenir. Başlarda yaşamın hiçliğinden, boşluğundan yakınılan bölümün sonlarında sınırsız bir neşeye ulaşılır.

Kadınların ve erkeklerin tutkularının serbestçe ifade edildiği Cour d’amors bölümünün ana temasını sevgi oluşturur.

Blanziflor et Helena bölümüyle devam eden kantatın Ave formosissima bölümünde güzellik tanrıçası Venüs’ü kutlanır.

Son bölümde ise döngü tamamlanır ve ilk bölümü de oluşturan Fortuna Imperatrix Mundi tekrarlanır. O Fortuna ile görkemli bir kapanış yapılır.

“Koreografik sahne kantatı” Carmina Burana, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelendi

İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen Carmina Burana, Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sanatseverlerle buluştu.

Eser; solistleri, orkestrası, korosu, bale sanatçıları, çocuk korosu ve balesi, Modern Dans İstanbul sanatçıları ve özel tasarım ekiplerinin oluşturduğu yaklaşık 250 kişilik kadrosu ile “koreografik sahne kantatı” olarak sanatseverlerle buluştu.

AKM Türk Telekom Opera Salonu’nun sahne matematiğinin gözler önüne serildiği eserde, sahnenin tüm teknik imkanları kullanıldı. Carmina Burana’yı izleyen sanatseverler, döner sahne, sağ ve sol ön ve arka vagonların geçişleri, sofita borularının her birine bir zaman kodu verilerek adeta hepsinin birden dans ettiğine şahit oldular.

Carmina Burana yeni koreografisi ve rejisi ile sahnenin en üst seviyede kullanıldığı görsel bir şova dönüşürken, AKM Türk Telekom Opera Salonu mekatronik sahne tasarımı ile adeta sanatçılardan biri olarak göz doldurdu. Işık konsepti de bu görsel şovun bir unsuru olarak eserdeki yerini aldı.

Eserin rejisini Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Volkan Ersoy ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi Bale Başkoreografı Ayşem Sunal Savaşkurt üstlendi.

Carmina Burana’da yer alan 24 parça, Volkan Ersoy’un yanı sıra Deniz Özaydın, Berk Sarıbay, Özgür Adam İnanç, Alper Marangoz ve Ferhat Güneş koreografileri ile hareket bulurken, eseri İstanbul Devlet Opera ve Balesi korosu ve solist sanatçıları, soprano Nazlı Deniz Süren, tenor Ufuk Toker ile bariton Kevork Tavityan seslendirdi.

Carmina Burana, 27 Nisan akşamı gerçekleşen prömiyerinin ardından yine AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda Dünya Dans Günü de olan 29 Nisan’da sahnelenen eser, 1-14 Haziran tarihlerinde yapılacak olan 15. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali’nde yeniden sanatseverlerle buluşacak.

Tan Sağtürk: Dans edelim, çünkü dans etmek hayattır

Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Tan Sağtürk, 29 Nisan Dünya Dans Günü dolayısıyla yayımladığı mesajı temsilden önce sanatseverlere okundu.


Tan Sağtürk

Sağtürk mesajında, şunları kaydetti:

“Ömrünü baleye, dansa ve bu sanatların tanınmasına adamış bir sanatçı ve aynı zamanda Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni olarak, dansın insan ruhunu besleyen, ifade özgürlüğünü perçinleyen bir sanat formu olduğuna yürekten inanıyorum. Bu vesileyle, sahnede ve sahne dışında dansı yaşamının bir parçası haline getiren herkese teşekkür ediyorum. Haydi gelin, dansın bu evrensel ve estetik dili aracılığıyla dünyamızı daha anlayışlı ve güzel bir yer haline getirelim. Dans edelim, çünkü dans etmek hayattır. Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, dans dolu günler diliyorum.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x